1. Laktik Asit Birikimi :Kalp krizi sırasında, kalp kasına (miyokard) giden kan akımı ciddi şekilde azalır veya bloke olur, bu da oksijen ve enerji kaynaklarının eksikliğine yol açar. Sonuç olarak kalp kası hücreleri, yan ürün olarak laktik asit üreten anaerobik metabolizmaya geçer. Kan dolaşımında laktik asit birikmesi, asidemiye neden olabilir ve bu da kan pH'sının daha düşük olmasına (daha asidik) yol açabilir.
2. Solunum Sıkıntısı :Kalbin oksijenli kanı akciğerlere pompalama ve gaz değişimini kolaylaştırma yeteneği tehlikeye girdiğinden, kalp krizi solunum sıkıntısına da neden olabilir. Bu, kan dolaşımındaki oksijen seviyelerinin azaldığı hipoksemiye yol açabilir. Vücudun oksijen kaynağı yetersiz olduğunda, daha fazla oksijen almak için nefes alma hızını ve derinliğini artırarak bunu telafi edebilir. Ancak bu solunum telafisi yetersizse karbondioksit (CO2) birikimi meydana gelebilir, bu da solunum asidozuna ve kan pH'sının daha da düşmesine neden olabilir.
3. Kardiyojenik Şok :Ciddi vakalarda, kalp krizi, kalbin vücudun ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar kan pompalayamadığı yaşamı tehdit eden bir durum olan kardiyojenik şoka ilerleyebilir. Bu, böbrek fonksiyon bozukluğu da dahil olmak üzere çoklu organ yetmezliğine yol açabilir. Böbrek fonksiyonlarının bozulması vücudun asit-baz dengesini koruma ve pH'ı düzenleme yeteneğini tehlikeye atarak potansiyel olarak metabolik asidoza neden olur.
Bu nedenle kalp krizi sonrasında kanın pH'ı, kişinin sağlık durumuna ve kardiyovasküler olayın ciddiyetine bağlı olarak değişebilmektedir. Optimum organ fonksiyonunu sağlamak ve kalp krizinden sonra iyileşmeyi desteklemek için tıp uzmanlarının kan pH seviyelerini yakından izlemesi ve anormallikleri düzeltmek için uygun önlemleri alması önemlidir.